Oyun Kavramı

Oyun Kavramı

Johan Huizinga’ya göre “Oyun, insanın yaşamı ve doğayı öğrenmekte kullandığı ilk etkinliktir. İnsanoğlu doğuştan “homo ludens”, yani oynayan insandır. Oyun, Lazarov’un tanımlamasıyla, kendiliğinden ortaya çıkan, hedefi olmayan ve mutluluk getiren bir aktivite”dir. Montaigne ise oyunu, “çocukların en gerçek uğraşları” olarak tanımlamıştır. Huizinga, Erikson, Freud, Piaget, Schiller gibi kuramcılar oyun kavramına dair değişik tezler ortaya koymuşlardır. Örneğin Freud, oyunun işlevsel yönüne vurgu yapmış, kişinin oyun sayesinde korkularından, sosyal çatışma ve engellerinin üstesinden gelebileceğini iddia etmiştir.

Sosyolog Richard Sennett ise “Kamusal İnsanın Çöküşü” adlı kitabında, oyunu ‘kamusal ifadeyi sağlayan enerji’ olarak ifade etmektedir. Sennett’a göre oyun ‘gönüllü, çıkar gözetilmeyen, yalıtılmış ve sınırlı bir etkinliktir’. Bu noktada, Sennett anlık isteklerden ya da doyumlardan uzak durmak olarak tanımladığı oyun kavramını, bir toplumsal sözleşme biçimi olarak adlandırır. Örneğin misket oyununda; amaç sadece kazanmak değil - diğerlerinin tüm misketlerini ele geçirmek değil- aksine oyunun kurallarını daha çok karmaşıklaştırmaktır. Oyunda kazanan mümkün olduğunca geciktirilir. Kazanmak salt bir amaç değildir. Kurallar koyarak oyun ne kadar uzarsa, çocuklar o kadar özgür olurlar. Ancak kural koymak basit bir şey değildir, oyuncunun oyun sırasında benlik mesafesini devreye sokması gerekir. Yani bireysel isteklerini sınırlandırması, egosal arzularını kontrol altına alması gerekir. Bu sayede, başkaları karşısındaki üstünlüğü ertelenir. Oyuncular arası beceri eşitsizliklerinin dengelenmesi gündeme gelir. Örneğin, 4 ve 6 yaşlarındaki iki çocuğu düşündüğümüzde, 6 yaşındaki çocuk kendinden güçsüz durumda olan 4 yaşındaki çocuğun kaybetmesini geciktirmeye çalışır.

Çocuk ve OyunKurallar yoluyla benlik mesafesi oluşturan çocuk, aynı zamanda koyduğu kuralların değiştirilebilir ve kendi kontrolünde olduğunu keşfetmeye başlar. Bu sayede, çocuk oyunda denetlenen bir çevre yaratarak, hayal kırıklıklarına karşı bir yanıt oluşturma potansiyeline de sahip olur. Ancak çocuklar benlik-mesafesi koyarken riske girerler. Her kendinden vazgeçme, riske girmeyi gerektirir. Sennett’a göre: “Çocuklukta gelişen rol yapma yeteneği, yetişkinlerin kültürel koşullarında ortadan kalkmaktadır. Yetişkinler oyunlarda kullanılan ‘kuralları’, ‘görenekleri’, ‘klişeleri’, ‘basmakalıp duyguları’ hor görmekte, bunları daha az ifade ettikçe özgürleştiklerini sanmakta ve daha ‘derin’ bir yaşama çekildiklerini düşünmektedirler.” Ancak Sennett’a göre bu çağımızın hastalığı olan “Narsisizm”dir.


Oyun kuramcıları, oyunu kendine has ve mutlak bir düzene sahip bir etkinlik olarak tanımlamaktadır. Onlara göre oyun bir faaliyettir, bir çizgisi vardır. Bu çizgi esnasında gerilim, denge, salınım, birbirinin yerine geçme, zıtlık, çeşitleme, birbirine ekleme, ayrılma ve çözüm unsurları vb. özellikler bulunur. Değişik kaynaklardan özetleme yaparsak, oyunun temel özellikleri şunlardır:

  • Oyunun nasıl gelişeceği ve nasıl sonuçlanacağı önceden belli değildir. Oyun, katılımcılarına gerginlikle karışık bir heyecan verir, gerilimin sürdürülmesi de oyuna zevk katan en temel öğedir. Gerilimin sürdürülmesi ise, eşit güçteki katılımcıların varlığı ile gerçekleşir.
  • Her oyunun önceden belirlenmiş kendi kuralları ve zaman sınırı vardır. Her oyun amacı ve işlevi doğrultusunda kendi kurallarını koyar. Bu kurallara ana kurallar denir ve kesin olarak emredici ve tartışılmaz niteliktedir. Kurallar oyunun düzenini, gerilimini ve gelişimini sağlar. Bu düzenden en küçük bir sapma oyunu bozar, amaçları yok eder, oyunun değerini sıfıra indirir. Kuralların ihlal edildiği noktada oyun dünyası bozulur ve gerçek dünyaya geri dönülür.
  • Oyunda, oyuncunun yer alması gibi bir zorunluluk yoktur.
  • Oyun esnasında gündelik yaşamdan farklı konumda ve rollerde bulunma durumu vardır. (rol oynama davranışı, popüler tabiriyle ‘role-playing’)

Araştırmacılar, çocukların oyun yoluyla içinde yaşadıkları dünyayı, çevrelerindeki insanları tanıdıklarını belirtmektedir. Oyun yoluyla insanlar arasındaki ilişkileri öğrenir, düşünür, deneyim kazanır, duygularını ve kendi benliklerini ifade eder, endişelerini kontrol altına alırlar. Paylaşmayı, arkadaşlarının isteklerini kabul etmeyi ve onlara kendi isteklerini en kolay nasıl kabul ettireceklerini öğrenirler.


Çocuk gelişimi açısından oyun kavramını incelediğimizde ise, ünlü gelişim kuramcısı Jean Piaget’nin teorileriyle sık karşılaşırız. Piaget’e göre oyun, çocuğun psiko-sosyal gelişiminin aynası gibidir. Ona göre oyun çocuğun deneyimlerini, bilgilerini ve anlayışını birleştirdiği bir olgudur. Piaget oyun gelişimiyle zihinsel gelişim arasında bir paralellik olduğunu savunur ve insanda üç tür oyun evresi olduğu belirtir:

  • Duyu-hareket dönemindeki özerklik dönemi işlev oyunları, bireysel oyun dönemi (0–2 yaş dönemi): Bu dönemde düşünceden çok fiziksel hareketleri kapsayan oyunlar oynanır. Nesneleri yakalamak, ağıza götürmek, nesnelerin çıkardığı sesleri dinlemek, oyuncakları fırlatmak, başkalarının saçlarını çekmek vb. Bu oyunlar saldırganlık, kirletme ve kırma içgüdüleri temelli oyunlardır.
  • Temsili ya da kendini tanımayı kapsayan sembolik ve hayali oyunlar, paralel oyun dönemi (2–4 yaş dönemi): Çocukta konuşma ve yürümenin başlamasıyla beraber, fiziksel aktiviteden çok, hayal gücüne dayalı oyunlar öne çıkmaya başlar. Örneğin, çocuğun elindeki sopanın bir hayvan olması, oyuncaklarla konuşmaya başlama, hayali nesneleri tanımlama gibi temelde taklit dürtüsünün gelişmesiyle ortaya çıkan oyunlar.
  • Kurallara uygun oynanan oyunlar, sosyal oyun dönemi (4 yaş sonrası dönem): Sosyal kuralları içeren ve yarışma tarzı grup oyunlarının ön plana çıktığı dönemdir. Gerçeğe uygun, gündelik yaşamdan kesitlerin tartışıldığı bu süreçte, çocuğun sosyalleşmeye başlamasının ilk işaretleri görünür. Piaget’e göre; “rekabet ve uyulması gereken kurallara birlikte karar verme” eylemleri kurallı oyunun iki ana ilkesidir. Çocukların aralarında karar verip uyguladıkları kurallar süreç içinde oyunun bir parçasıymış gibi içselleştirilir.

Çocuk ve OyunOyun teorisinin, özelikle drama ve tiyatroyla ilişkilendirildiği nokta, çocuğun oyun yoluyla sanki öyleymiş gibi yapma (to makebelieve play) davranışını kazanması ve taklit yeteneğini geliştirmesidir. Doç Dr. Müzeyyen Sevinç, “Erken Çocukluk Döneminde Oyun adlı kitabında şunu belirtiyor:

“Otto Wenninger’e göre; hayali oyun oynamak “eğer” düşüncesinin “sanki”ye dönüştüğü bilinçli bir etkinliktir. Örneğin, doktorculuk oynayan çocuk, “doktor olsaydım ne yapardım” sorusundan yola çıkarak toplumsal yaşama dair deneyim kazanır. Hohman ve Weikart ise, hayali oyunlarda, bir başkasıymış gibi davranma, bir nesneyi başka bir nesne yerine kullanma, rol paylaşımı, tanımladığı nesne veya kişiyi betimlemek için ses ve sözcük kullanma gibi temel öğelerin olduğunu belirmektedir.”


Kaynaklar

Richard Sennet, Kamusal İnsanın Çöküşü, İstanbul 1994,Ayrıntı Yayınları

Doç Dr. Müzeyyen Sevinç, Erken Çocukluk Döneminde Oyun, MORPA Yayınları, İstanbul 2004