Doç. Dr. Zeynep İnan'la Reggio Emilia Yaklaşımı Hakkında!

Doç. Dr. Zeynep İnan'la Reggio Emilia Yaklaşımı Hakkında!

zeynep inan

 

Doç. Dr. Hatice Zeynep İnan'la röportaj...





Reggio Emilia Yaklaşımı nerede doğmuştur? Bu yaklaşımı farklı kılan nedir?

İtalya’nın Reggio Emilia kasabasında Malaguzzi önderliğinde doğan bu sosyokültürel akım, ABD başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde erken çocukluk eğitimcilerine ilham kaynağı olmuştur. Bilginin, çocuk tarafından, akranları ve yetişkinlerle etkileşim halinde iken yapılandırılmasını hedefleyen; ilişkilere, kültüre ve çevreye büyük önem veren Reggio Emilia Yaklaşımı beş ana başlık altında açıklanabilir. Bunlar: i)Çocuk imajı; ii)Öğretmen rolü; iii)Çevrenin rolü; iv)Dokümantasyon; v)Proje Yaklaşımı ve küçük öğrenimler. Reggio Emilia Yaklaşımı çocuğun, “güçlü, sorgulayan, ilgili, zeki, aktif, potansiyeli ve hakları olan, 100lerce Dilini kullanarak kendini ifade edebilen, başkalarıyla işbirliği yapabilen, araştırmacı” bir ruha sahip olduğunu savunmaktadır. Reggio Emilia okullarında sıradan, yüzeysel ve sıkıcı aktivitelerin yerini, çocukların ilgi ve istekleri doğrultusunda ilerleyen, derinlemesine araştırmaların yapıldığı projeler almıştır. Reggio Emilia Yaklaşımı, çocukların yetişmesi için ‘community of learning’ fikri altında gerekli fiziksel ve sosyal ortam ve imkânı sağlayarak; belli prensipler çerçevesinde her kültürün kendine has eğitim vermesinin gerekliliğini savunarak ideal eğitim ortamlarını hedefler.

Türkiye’de Reggio Emilia Yaklaşımını açıklar mısınız?

Türkiye’de Reggio Emilia Yaklaşımı erken çocukluk eğitim kurumlarında hızla yaygınlaşmaya başladı ancak Reggio Emilia-ilhamlı okul oldum demekle gerçek manada Reggio okulu olunmuyor, bunun için Reggio Emilia prensiplerine hakim olmak gerekiyor, çocukların ilgi ve ihtiyaçlarından yola çıkarak proje üretmek gerekiyor. Türkiye’de bazı okullar, okul felsefesi olarak Reggio Emilia’yı benimsediler, bazı yerlerde sınıf olarak geçiş yapıldı, bazı yerlerde ise proje denemeleri şeklinde Reggio Emilia-ilhamlı çalışmalar yapılıyor. Ancak bu işi hakkıyla başarabilen okul sayısı çok az. Reggio Emilia yaklaşımıdan esinlenerek proje üretmek, sistemi doğru anlamak ve ve doğru uygulamalar yapmak için çok dikkatli olmak ve fedakar olmak gerekiyor.

Maalesef Reggio Emilia felsefesini anlatabilecek uzman sayısının da çok yetersiz olması nedeniyle çok doğru uygulamalara sık rastlayamıyoruz. Ancak yükseköğretim kurumlarında hem lisans hem de lisans üstü düzeyde, Reggio Emilia Yaklaşımını temel alan dersler açarak, kurumlarda öğretmenlerin Reggio Emilia Yaklaşımından doğru şekilde esinlenmesini ve bu eğitimin doğru uygulanmasını sağlayabileceğimizi düşünüyorum. Kişisel olarak bazı çabalarım var, örneğin, Dumlupınar Üniversitesi, Okul Öncesi Öğretmenliği lisans ve yüksek lisans programlarında Reggio Emilia Yaklaşımı dersleri veriyorum. Ayrıca, lisansüstü düzeyde danışmanlığını yaptığım öğrencilerime Reggio Emilia konusunda lisans üstü tezler hazırlatarak bu alandaki uzman sayısını artırmaya çalışıyorum.

Reggio Emilia Yaklaşımının Dünyadaki yeri nedir?

İtalya’da Reggio Emilia kasabasında doğan bu yaklaşımın birçok Avrupa ülkesinden, Amerika, Kanada, Tayland’a kadar dünyanın farklı yerlerinde baştan doğduğunu görüyoruz. Mimarlara parmak ısırtan çok şık ve çocukları aktif kılan bir çevreye sahip bu okullar. Amerika’da Model Early Learning Center olarak bilinen Örnek Erken Çocukluk Eğitim Merkezi’nde dünyanın farklı yerlerde doğan programlar ve yaklaşımlar alıp denenir ve sonuçlar tüm dünyayla paylaşılır. Buradaki uzmanlar Reggio Emilia okullarını gördükten sonra artık daha başka model aramaya gerek kalmadığını belirtiyorlar. Merkezin müdürü İtalya’da Reggio Emilia anaokulunu ilk gördüğü anda çok etkilendiğini ve model olarak o günden sonra Reggio Emilia Yaklaşımını kendilerine örnek aldıklarını söylüyor. Amerika’nın önde gelen üniversitelerinden Harward Üniversitesi, Ohio State Üniversitesi gibi üniversitelerin erken çocukluk eğitimi araştırma merkezlerinde de yıllardır Reggio Emilia-ilhamlı uygulamalar yapılıyor. Biz de Dumlupınar Üniversitesi olarak öğretmen adaylarımıza Reggio Emilia Yaklaşımını anlatıyoruz, üniversite bünyesinde de araştırma ve uygulama merkezi olarak Reggio Emilia-ilhamlı anaokulu kurmayı planlıyoruz.

Reggio Emilia Yaklaşımının genel felsefesi hakkında bilgi verir misiniz?

Reggio Emilia Yaklaşımı, 5 prensiple karşımıza çıkıyor: Güçlü çocuk imajı, değişken öğretmen rolü, zengin çevrenin rolü, proje tabanlı eğitim ve dokümantasyon (belgelendirme süreci). Bunun yanı sıra Reggio Emilia Yaklaşımı, öğretmen, öğrenci ve aile arasında çok sıkı, alışılagelmiş okul-aile işbirliği faaliyetlerinden ziyade gerçek bir ortak çalışmayı öngörüyor. Reggio Emilia’da çocukların dünyayı bir bütün olarak gördüğüne inanılıyor ve bu yüzden tüm disiplinlerin bütünleştirildiği, derinlemesine araştırmaların gerçekleştiği proje çalışmaları araştırmacıları ve eğitimcileri kendisine hayran bırakıyor. Ayrıca Çocuğun 100 Dili olarak adlandırılan, çocukların kendilerini ifade etmelerinin birden fazla yolu olduğuna inanılıyor ve çocukların fikirlerini, hipotezlerini, isteklerini aktarmalarına yardımcı olacak yüzlerce yol sunuluyor, sanat, grafiksel anlatımlar, kil çalışmaları bunların başında geliyor. Her şeyden önemlisi Reggio Emilia okullarında çocuklar, öğretmenler, anneler babalar hatta çevre halkı herkes söz sahibi. Her şey çocuğun mutluluğu ve iyiliği için...

Reggio Emilia Yaklaşımının çocuklara katkısı nedir?

Reggio Emilia okullarında yetişen çocuklar biliminsanı oluyorlar. Reggio Emilia okullarında çocukların hem aklına, hem ellerine hem de kalbine hitap ediyoruz. Yani çağdaş eğitim sistemlerinin gereği yaparak-yaşarak öğreniyorlar, sorguluyorlar, hipotezler kurup test ediyorlar, en önemlisi community of learning dediğimiz öğrenme topluluğu gereği öğretmen öğrenci beraber kararlar alıyorlar. Reggio çocukları bilimsel süreç becerileri ile donatılmış, kendi merak ve ilgisi peşinden koşan, öğrenmeyi öğrenmiş çocuklar oluyorlar ve sığ değil derinlemesine olan uzun süreli projelere imza atıyorlar. Bu projelerde sanatın bir araç olarak kullanılmasıyla, Çocuğun 100 Dili dediğimiz çocuklar fikirlerini farklı diller (sanatsal yollar) kullanarak ifade edip geri dönüt alıyorlar. Benim Ohio State Üniversitesi laboratuvar anaokulunda yaptığım çalışmada Reggio çocuklarının sadece anaokulu değil, anasınıfı ve hatta ilkokul standartlarını yakaladığını gördük ve bu bizi çok heyecanlandırdı. Çocuğa kendi dilinde hitap edildiğinde çok ama çok başarılı oluyor. Eski yöntemler ezberci, öğretmen merkezli, çocuğun ilgisine hitap etemeyen çalışmalar malesef çocukları köreltiyor.

Reggio Emilia Yaklaşımı’nın ortaya çıkışını anlatır mısınız?

Reggio Emilia Yaklaşımı İkinci Dünya savaşının hemen bitiminden sonra İtalya’da Reggio Emilia kabasında yaşayan halkın faşist rejimden kurtulup çocukları için savaş yıkıntıları arasından topladıkları ve bağışlarla bir okul inşa etmeleriyle başlar. Anneler babalar bizim çocuklarımız da akıllı, bizim çocuklarımız da başkalarının, zenginlerin çocukları gibi güçlü, başaracaklar demeleriyle, Malaguzzi isimli bir eğitimcinin onlara destek vermesiyle yeşermeye başlar. İşte Reggio Emilia Yaklaşımının kökleri hem çağdaş eğitim teorileri hem bu halkın hayallerine, hemde çocukların kendi tecrübeleri istek ve ihtiyaçlarına dayanır. Bunlar Reggio’yu Reggio yapan asıl temeller. Daha sonra Reggio Emilia okullarındaki çocukların geliştirdikleri projeler görenleri hayran bıraktı ve birçok ülkede hızla yayılmaya başladı. Reggio çocuklarının yapmış oldukları projelerin dokümantasyonu ülke ülke geziyor, Türkiye’de de sergilenmişti bir ara...

Reggio Emilia Yaklaşımı, Türkiye’deki eğitim sistemine ve okullara uygun bir model mi? Bugün geçerliliği var mı? Neden?

Kesinlikle evet! Reggio Emilia hazır-yazılı bir program değil, dolayısıyla zamanla çürümüyor ve kültürlere uyumsuzluk göstermiyor. Reggio Emilia, prensiplere bağlı kalınarak bulunduğu kültürde yeniden doğan bir yaklaşım olduğu için her kültüre ayak uydurabiliyor ve zamanla revize gerektirmiyor. Türk eğitim sistemine çok uygun çünkü artık biz öğretmenlerin karar alıp, çocukların koyun gibi öğretmeni takip ettiği sistemi istemiyoruz. Bocalıyoruz, eski tecrübelerimiz bu isteklerimizi bazen başaramamıza sebep oluyor ama istiyoruz, ne istiyoruz? Türkiye’de yeni geliştirdiğimiz Kalite Standartlarında da belirtilen ilkelere (1. Çocuğun ilgisini, ihtiyaçlarını, sağlığını, kendi ifade etmesini ve mutluluğunu esas almak; 2. Esnek, estetik, güvenli ve zengin uyaranların olduğu bir öğrenme ortamı yaratmak; 3. Çocuğun bireysel özelliklerini dikkate alarak bütünsel gelişimini, öğrenmesini desteklemek; 4. Aile ve toplumun, çocukların eğitimine ve eğitimiyle ilgili karar verme süreçlerine etkin katılımını sağlamak; 5. Evrensel değerlere, farklılıklara, çocuk haklarına saygı göstermek) paralel prensipleri olduğu için Reggio Emilia okulları ülkemiz için mükemmel bir örnek.


Boğaziçi Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı’nda lisansını tamamlayan Dr. İnan, bir süre İstanbul’da, Akasya Koleji’nde Rehber ve Psikolojik Danışman olarak çalışmıştır. Daha sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne yerleşmiş ve Ohio State Üniversitesi’nde Erken Çocukluk Eğitimi alanında yüksek lisansını; Reggio Emilia Yaklaşımı konusunda “An Interpretivist Approach to Understanding How Natural Sciences are Represented in a Reggio Emilia-Inspired Preschool Classroom” başlıklı teziyle yine Ohio State Üniversitesi’nde Erken Çocukluk Eğitimi alanında doktorasını tamamlamıştır. Dr. İnan, 2007 yılından beri Dumlupınar Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde çeşitli idari görevlerde bulunmuştur; halen Okul Öncesi Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yapmakta, lisans ve lisansüstü düzeyinde tam zamanlı ders vermektedir. Dr. İnan, 2011 yılında Okul Öncesi Eğitim alanında Doçentlik ünvanını almıştır. Evli, Berke ve Yavuz isimlerinde iki çocuk annesidir.